Köklerinden Kopan İnsan: Modern Bir Arafta Kalış Hikayesi
Kişinin kendi kültüründen kopuşu, sadece eski bir elbiseyi çıkarıp yenisini giymek gibi basit bir değişim olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Bu süreç aslında bireyin üzerine bastığı toprağın ayağının altından kayması, hayatı anlamlandırmasını sağlayan zihinsel haritasını yitirmesidir. Modern dünyanın "küresel vatandaşlık" vaadi kulağa ne kadar özgürleştirici ve hoş gelse de, insanın kökleriyle olan bağının kopması hem psikolojik hem de sosyolojik derin yaralar açar.
Psikolojik açıdan bakıldığında, kültür birey için dünyayı algıladığı bir mercektir. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde temel bir yer tutan "aidiyet" ihtiyacı, kültürel kodlar aracılığıyla tatmin edilir. Birey kendi kültüründen koptuğunda, "Ben kime aitim?" sorusu cevapsız kalır ve bu durum kronik bir yalnızlık, yabancılaşma ve "arafta kalma" hissini tetikler. Kendi kökenini yetersiz veya "ilkel" görüp ondan kaçan kişi, aslında kendi geçmişine karşı bir aşağılık kompleksi geliştirerek özsaygısını derinden yaralar. Örneğin, ana dilinde kendini ifade edemeyen veya çocukluk ritüellerinden utanan bir bireyin yaşadığı "duygusal kısıtlanmışlık", kişinin iç dünyasını daraltan gizli bir yasa dönüşür.
Sosyolojik düzlemde ise bu kopuş, bireyi bir arada tutan toplumsal tutkalın kuruması anlamına gelir.Durkheim’in "anomi"(kuralsızlık) olarak adlandırdığı durum tam da burada devreye girer; kendi toplumunun değerlerinden kopan ama yeni bir değer sistemini de tam olarak özümseyemeyen birey, toplumsal bir boşluğa düşer. Bu boşluk, dayanışma ağlarının ve "sosyal sermayenin" iflasıdır. Komşuluk ilişkileri, bayramlaşmalar veya bir acıyı ortaklaşa sırtlanma biçimleri gibi koruyucu mekanizmalar yok olduğunda, birey modern hayatın fırtınaları karşısında tamamen savunmasız kalır. Bu durumun en somut örneği, ne tam oralı ne tam buralı olabilen "iki dünya arasında sıkışmış" gurbetçi kuşaklarda veya geleneksel mahalle kültüründen kopup devasa sitelerin anonim yalnızlığına hapsolan şehir insanında görülür.
Sonuç olarak, bir ağacın dalları ne kadar yükseğe uzanırsa uzansın, toprağa tutunan kökleri zayıfladığında ilk fırtınada devrilmesi kaçınılmazdır. Kültürel kopuş, bireyi sadece geçmişinden değil, geleceğinden de mahrum bırakır; çünkü kendi hikâyesini bilmeyen birinin, başkalarının hikâyesinde figüran olmaktan öteye gitmesi çok zordur.
İnsan, ancak kendi özgün renklerini koruyabildiği sürece evrensel tablonun anlamlı bir parçası olabilir.

Popüler kültür denen şey; rafta tutulan günlük taze ekmek gibi kısa sürede,tez zamanda bayatlar ve işlevini/önemini/gerekliliğini yitirir. Bu şekliyle günü kurtarma eğilimi yaygınlık kazanır diye düşünüyorum
YanıtlaSil