Küçük Prens: Cudi'de Biten Nergis
Güneş, Cudi’nin sivri kayalıkları ardında kandan bir nehir gibi batarken, gökyüzü mor bir matem elbisesine bürünmüştü. Pilot, motoru susmuş uçağının gölgesinde, kurumuş dudağındaki son su damlasını yutkunurken o sesi duydu. Rüzgarın ıslığına karışan, ama rüzgardan daha eski bir fısıltı: — "Lütfen... Bana, sınırların üzerinden atlayabilecek bir kuzu çizer misin?" Pilot doğruldu. Karşısında, hırpalanmış şal û şapikiyle, gözleri asırlık bir sürgünün tüm yorgunluğunu taşıyan küçük bir çocuk duruyordu. Boynundaki poşu, sadece bir kumaş değil; rüzgarda dalgalanan sessiz bir çığlık gibiydi. "Burada sınırlar çizilidir evlat," dedi pilot, sesi çatallanarak. "Kuzular tellere takılır." Küçük Prens, göğüs kafesinde sakladığı bir sırrı açar gibi gülümsedi: "Benim geldiğim yerde teller yoktu, sadece nergisler vardı. Bir nergisim vardı benim... O kadar narindi ki, kendi dilinde şarkı söylemediği her gün yapraklarını dökerdi. Ona bir fanus aradım, ama fanuslar b...